İbadetlerin Makbul Olmasını Diliyorum « Amasya Yeşilırmak Gazetesi

26 Eylül 2022 - 00:04

İbadetlerin Makbul Olmasını Diliyorum

Son Güncelleme :

15 Ağustos 2022 - 7:48

İbadetlerin Makbul Olmasını Diliyorum

Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı, Belediye ile Cem Vakfının işbirliği ile gerçekleştirilen “Aşure Günü” etkinliğine katıldı. Bu ay vesilesiyle edilen duaların, yapılan ibadetlerin makbul olması temennisinde bulunan Başkan Sarı, etkinlikte vatandaşlara hitaben bir konuşma yaptı.

Başkan Sarı yapmış olduğu konuşmasında;”Hepimiz için önemli ve anlamlı olan Muharrem ayındayız.

Bu ay vesilesiyle edilen duaların, yapılan ibadetlerin makbul olmasını diliyorum.

İnancımızda ve kültürümüzde önemli bir yeri olan bu ayın manevi bereketinden istifade etmek için biz de Şehzadeler Gezi Yolu alanında bir araya gelmek için program yaptık.

Böylece Muharrem ayının rahmet ve bereketinden istifade etmek için Allah’a niyaz etmiş olacağız.

Değerli Hemşehrilerim,

Kıymetli Canlar,

Geçmişte birçok ilk Muharrem ayında olmuştur.

Sevgili Peygamberimiz Mekke’deki zalimlerinden zulmünden kurtulmak için bu ayda Medine’ye göç etmiştir.

Bu sebeple Muharrem ayının ilk günü Hicri takvimin başlangıcı kabul edilmiştir.

İnancımıza göre Hz. Adem’in tövbesi bu ayda kabul olmuştur.

Hz. Nuh’un gemisi bu ayda büyük tufandan kurtulmuştur.

Hz. Musa, kavmiyle birlikte bu ayda Kızıldeniz’i geçmiştir.

Ayrıca Hz. İsa da Muharrem ayında göklere çekilmiştir.

Bu arada Muharrem ayı bizim için hüzün ayıdır.

Çünkü Sevgili Peygamberimizin “Gözümün nuru, gözümün bebeği” diye sevdiği torunu Hz. Hüseyin efendimiz ve ailesine mensup 72 masum 1342 yıl önce katledilmiştir.

Miladi takvimle 10 Ekim 680 tarihinde Fırat Nehri kıyısında bulunan Kerbela’da gerçekleştirilen katliam ile Müslümanların yüreğinde derin bir yara açılmıştır.

Yüreğimizi yakan bu faciayı her zaman büyük bir hüzün ve ibretle yâd ediyoruz.

İslam’ın kılıcı Hz. Ali efendimizin mahdumu Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’e karşı askerlerini vahşice saldırtan Yezit’in amacı iktidarı elinde tutmaktı.

Peygamberimizden sonra kabilecilik anlayışını yeniden hortlatan Muaviye soyundan gelenlerin iktidarda kalmak için işlemeyecekleri günah yoktu.

Kan dökmek, katliam yapmak da buna dâhildi.

Haysiyet ve şahsiyet abidesi Hz. Hüseyin’i de bunun için yok etmek istediler.

Muaviye evladı Yezid, Ehl-i Beyt soyunu iktidarına tehdit olarak gördüğü için en küçük bir vicdan muhasebesi yapmadan ordusunu Hz. Hüseyin’in üstüne gönderdi ve Fırat Nehri kıyısında günlerce susuzluğa mahkûm etti.

1342 yıl önce meydana gelen elim hadisede Hz. Hüseyin bütün Müslümanlara örnek olacak şahsiyetli bir duruş sergiledi.

Zalimin zulmüne boyun eğmeyerek Hakk’ın üstünlüğünü haykırdı.

Gürzleriyle, kılıçlarıyla saldıran vahşiler karşısında sergilediği şahsiyetli duruşla vicdanı, merhameti üstün tuttuğunu gösterdi.

Ne mutlu onun değerlerine sahip çıkan ve onun gibi ihlasla ve samimiyetle amel eden canlara. 

Kıymetli Canlar,

1342 yıl önce Kerbela’da işlenen vahşet Müslümanları birbirine düşürmüştür.

Müslümanların yüreğinde derin yara açan üzüntü verici bu olayın izleri günümüze kadar silinmemiştir.

14 yüzyıl önce meydana gelen bu üzücü olayın ardından başlayan tartışmalar Müslümanların güç ve enerjilerini birbirlerine karşı tüketmelerine sebep olmuştur.

Her zaman ve zeminde lanetle andığımız ve anacağımız katliamın birinci sebebi biraz önce de ifade ettiğim gibi iktidarı elinde tutma hırsıdır.

Bir diğer sebebi ise Sevgili Peygamberimizin ebedî âleme göç ettikten 48 yıl sonra hortlayan Arap kabileciliğidir.

Aşiretçiliğe benzeyen kabilecilik fanatizmi İslam’ın mesajıyla ve yönetim anlayışıyla bağdaşmayacak bir şekilde hanedanlık geleneğini başlatmış ve Müslümanlık da bu durumdan büyük zarar görmüştür.

Kıymetli Hemşehrilerim,

Hz. Hüseyin, zalimler karşısında dik durarak bizlere Hakk’ı, Hukuku, Adaleti üstün tutmayı miras bırakmıştır.

Tek başımıza kalsak da daima doğruların yanında olmayı, çıkarlarımız için haksızlığa boyun eğmemeyi miras bırakmıştır.

Maalesef Müslümanlar Hz. Hüseyin Efendimizin Hakk’ı üstün tutan tavrından uzak yaşamaktadırlar.

Müslümanlar hiçbir zaman onaylamadığımız katliam sonrasında Sünni-Şii ya da Sünni-Alevi diye ayrışmışlardır.

Bu ayrışma sebebiyle geçmişte çok sayıda savaş ve çatışma yaşanmıştır.

Günümüzde de aynı ayrışma bahane edilerek Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Pakistan’da, Afganistan’da kan dökülmektedir.

Oysa Yüce Allah, “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” diyerek bizlere birlik olmayı tavsiye etmektedir.

Aynı şekilde “Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir” buyurarak kan dökmemeyi emretmektedir.

Bizlerin birlik ve kardeşlik içinde olmamız gerekiyor.

İnsanları renklerine, dillerine, inançlarına, mezheplerine göre ayırmayı onaylamıyorum.

Ayrımcılık yapmayı kalleşlik kabul ediyorum.

Geçmişte yaşanan üzüntü verici olaylardan hepimiz ibret almalı ve geleceğimizi ona göre şekillendirmeliyiz’dedi.

“BİZ MİLLET OLARAK, AMASYALILAR OLARAK HZ. HÜSEYİN’DEN VE EHL-İ BEYT’TEN YANAYIZ”

Hepimizin üst kimliğinin Türk ve Müslüman olduğunun altını çizen Başkan Sarı konuşmasının devamında; “Hepimizin üst kimliği Türk-Müslüman

Ben bunu bilir ve bunu savunurum.

Türk ve Müslüman kimliklerinin altında farklı görüş, inanış, düşüncelerde olabiliriz.

Bu durumu zenginlik olarak görmeli ve birbirimize sevgiyle, saygıyla sarılmalıyız.

Değerli Canlar,

Kıymetli Hemşehrilerim,

1342 yıl önce Kerbela’da kan döken vahşilerin isimleri unutuldu, soyları kurudu.

Buna karşılık zulme maruz kalan Hz. Hüseyin Efendimiz ve Ehl-i Beyt’ine duyulan muhabbet katlanarak arttı.

Çünkü onlar savunmasız masumlar, mazlumlardı.

Biz millet olarak tarihimiz boyunca masumlardan, mazlumlardan yana olduk.

Hiçbir zaman kötülüğü savunmadık, insanlığın barış ve huzuruna düşman olan kötülerle birlikte olmadık.

Bundan sonra da masumlardan, mazlumlardan yana olmaya devam edeceğiz.

Türkler arasında Yezit, Muaviye, Mervan ismi yoktur.

Yezit’e şahitlik eden, günahına ortak olma densizliğini işleyen tek bir Türk yoktur.

Ama her ailede Ali, Hasan, Hüseyin, Fatma, Zehra, Zeynep vardır.

Biz millet olarak, Amasyalılar olarak Hz. Hüseyin’den ve Ehl-i Beyt’ten yanayız.

Bu ay ve bu gün safımızı bir kez daha göstermemize ve muhabbetimizi ifade etmemize vesile olmuştur.

Bu sebeple memnunum, mutluyum.

Gönüllerimiz arasında köprü kurulmasına vesile olan Muharrem ayının ve ikram ettiğimiz aşurenin aramızdaki sevgi bağlarını güçlendirmesini diliyorum.

Sevgili Peygamberimiz “Birlikten kuvvet, ayrılıktan felaket doğar” buyurmuşlardır.

Biz de barış içinde yaşamaya devam etmek için birliğimizi korumalı, birbirimizle dayanışmalıyız.

Büyük sıkıntılarla karşılaştığımız bugünlerde birliğimizi, kardeşliğimize daha çok değer vermeliyiz.

Türk milleti olarak her zaman uyanık olmalıyız.

Maruz kaldığımız sıkıntılardan dersler çıkarmalı ve gelecekte tekrar etmemesi için tedbirler almalıyız.

Geleceğimizi aklın, ahlakın, adaletin ve bilimin ışığında birlikte planlamalıyız.

Ülkemizden başlamak üzere yakın çevremizi barış denizi haline getirmek için daha fazla gayret etmeliyiz.

Böyle yaptığımız takdirde güneşimiz daha parlak, istikbalimiz daha aydınlık olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle aşure gününüzü tebrik ediyorum.

Programın düzenlenmesinde katkı ve desteklerini esirgemeyen Cem Vakfı’nın kıymetli yöneticilerine teşekkür ediyorum.

Hz. Hüseyin ve ailesini hürmet ve muhabbetle anmamıza vesile olan Aşure Gününüzü tebrik ediyor, saygılarımı sunuyorum’diye konuştu.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.